kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2014 Çarşamba

Aydınlanma Haritası mı?



Bir aydınlanma haritası dolaşıyor ortada... Kitap satışlarıyla  son yerel seçimlerde CHP oylarının örtüştüğünü gösteren yukarıdaki harita yani. İlk bakışta "vay be", dedirtiyor insana. Oysa tüm ülkenin kitap okuma konusunda tam bir karanlıkta olduğunu biliyoruz aslında... 2008 yılından şu linke bir bakın isterseniz http://blog.milliyet.com.tr/turkiye-nin-kitap-okuma-aliskanligi/Blog/?BlogNo=90672 "Türkiye'de okuma alışkanlığına sahip kişi sayısı yaklaşık 40 bin" ya da, "yılda 6 kişiye 1 kitap düşüyor" diyor. Türkiye'de kitap okumaya ayrılan zaman, dünya ortalamasının üçte biri...UNESCO tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye'de okuma alışkanlığı yok denecek kadar az. Avrupa'da yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece on binde bir. Türkiye, kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86'ncı sırada yer alıyor.
Gelelim bir de okunan kitapların içeriklerine... Zaten az okuyoruz, okuduğumuzda da aşk okuyoruz, macera okuyoruz.

Bernard Berelson, 1940'ta yayımlanan What Reading Does to People'da "kitap okuma alışkanlığı arttıkça toplumun daha açık düşünceli insanlardan oluşmuş bir topluma dönüşeceği yolundaki beklentilerin asılsız olduğu anlaşılıyor" diyor. Çünkü, insanlar ne kadar dar kafalı iseler, o kadar dar kafalılıkla, dön-dolaş, kendi yanlış tutum, değer, inanç ve düşünce tarzının 'sırtını sıvazlayan' kitapları okurlar. (Ünsal Oskay, Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım.)

O zaman ne işe yarıyor bu harita? ya da aslında ne anlatıyor? Harita, çıkan oyların sosyo-ekonomik analizini yapmaktan ziyade, kendimizi haklı göstermeye, AKP'ye oy verenleri bir kez daha ötekileştirmeye, onları cahil olmakla, kitap okumamakla suçlayıp durumu "meşrulaştırmaya" yarıyor sadece. Değilse, hepi topu bir kitap fazla okumakla "aydınlanmaz" insan...

8 Ekim 2012 Pazartesi

Okumak

1472 yılında her ay bir kitap okuyan kişi 17 yılda dünyanın en iyi üniversite kütüphanesindeki tüm kitapları bitirebiyormuş. O yıl için Cambridge Üniversitesi'ndeki Queens College kütüphanesinde 199 kitap varmış sadece.*  Eylül 2012 tarihinde ise  kütüphaneye 80  küsur yeni kitap girmiş...

Bugün  okuyacağımız binlerce kitap, takip edeceğimiz yüzlerce süreli yayın var. Hangi birine yetişilebilir ki? Gene de umutsuzluğa kapılmadan çabalamaya devam etmek lazım. Yetişme hissini yenmekten ziyade aydınlanmaya, merak duygusunu doyurmaya, yeni şeyler öğrenmeye, olgunlaşmaya devam edebilmek için.

Ali Saydam'ın son kitabı İktidar Yalnızlıktır'ın da ilk okuması (böyle bir durum da var, bazı kitapların birden çok okunması gerekiyor!) yolda bitti.

(Bir başka hikaye, bir başka zaman anlatılmalı ama Samsun'da evlenen Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Yüksek Lisans Programı'ndan bir arkadaşımızın mutlu gününü paylaşmak için yollardaydık geçen haftasonu.)

Her kitap değil belki ama özellikle iyi kitaplar yeni bir okuma listesini beraberinde getiriyor. Yazarı sevip onun diğer kitaplarını okuma isteği duymak da olabilir bu listenin kaynağı, kitabın satırlarında (dip notlarında) geçen ya da satır aralarında gönderme yapılan başka konular, yazarlar ya da kitap isimleri de...

Okumayı bireysel bir eylem olmaktan çıkarmak, paylaşıma da dönüştürmek lazım bazen. İşte bu nedenle halkla ilişkiler alanının efendileri olmak üzere yola çıkıp, merak duygusuyla ve öğrenmeye hayat boyu devam etme arzusuyla yanan; yüksek lisansta birlikte derslere giren sınıf arkadaşlarımızla "okuma grubu" kurmaya karar verdik. İlk kitabımız Salim Kadıbeşegil'in İtibar Yönetimi olacak. Her ayın ilk perşembesi toplanıp o ayın kitabını tartışacağız. Kurallarımız basit:
* kitabı okumak
* dışarıdan konuyu destekleyici örnekler bulmak
* tartışmalara katılmak
* çıkan tartışmaları ve bulguları yazıya dökmek! (uçup gitmesin tartışmalar, kalıcı olun diye)

Sizlerin de okuma önerilerini dikkate alacağımızdan emin olabilirsiniz.





* Harry Beckwith, What Clients Love: A Field Guide to Growing Your Business, Business Plus Hachette Bok Group, 2010, s. 48

12 Eylül 2012 Çarşamba

Hayat

Bir kitap okudum, çok sinirlendim!
 
Aşk-ı Hayyam, İrfan Gürkan Çelebi'nin kitabı. Bugün Galatasaray'da buluşup sohbetlediğim arkadaşım almış bana . "Hayyam'ı severim, senin de sevebileceğini düşünüp aldım, ama kitabı sen gelmeden önce karıştırıyordum, çok da emin olamadım" dedi verirken. "Oku, seversen hediyem, sevmezsen başka bir kitap borcum olsun" diye de ekledi.

Çantamın içinde başka bir kitap olmasına rağmen, yeni bir yazar keşfetmenin heyecanıyla ilk bulduğum fırsatta, Sevgi'den ayrıldıktan sonra Karaköy'den bindiğim  vapurda başladım okumaya. Önce ilk sayfada karşıma çıkan bir cümleye takıldım: "Moğol askerleri adeta bir Mesih gibi kılıçlarıyla biçerek Alamut sakinlerini, ateşin eline geçmelerine fırsat tanımıyordu."  Galiba üçüncü kez okuduktan  ve kafamda aynı cümleyi farklı şekillerde bir kaç kez yeniden kurguladıktan sonra pes ettim, "devam et kızım," dedim kendime, "devam et yoksa ikinci sayfaya geçemeden rafa kalkacak kitap, Sevgi sana yeni bir kitap almak zorunda kalacak." (Yok, Sevgiciğim yok.  Gerçekten başka bir kitap almana gerek yok. Sevemedim kitabı ama senin başka kitap almana da gerek yok...)

23. sayfaya kadar ara vermeden okumaya devam ettim vapurda. "Yemek hitama ermek üzereydi. Bahçede kendisine oturacak bir iskemle ve üzerine bir tas çorba konulacak masa bulmuş herkes..." cümlesine kadar. Ne? İskemle mi?  daha düne kadar yerde yemek yiyen Ortadoğulular ve 11. yüzyılda iskemle? Bu noktada daha fazla devam edemeyeceğimi anladım. Zaten vapur da Kadıköy iskelesine yanaşmak üzereydi.  Eve gider gitmez ilk işin bu meseleyi Google'lamak olsun görevi verdim kendime. (Gerçi ilk işim okuldan gelen kızımın karnını doyurmak, ardından yarın okul sonrasına yiyebileceği muska börekleri sarmak oldu ama, olsun.)

Hatırımda kalan İngilizce'de başkan, kürsü başkanı, yönetici gibi anlamlar taşıyan "chairman" kelimesinin sandalyenin her evde olmadığı dönemlerden kaldığıydı. Wikipedipedia da dahil olmak üzere Google arama motorunda bulduğum sonuçlara göre gerçekten de sandalye kullanımı 16. yüzyıla kadar Batı da yaygınlaşmamış. Sandalye aristokratların ya da bazı evlerde sadece "baba"nın kullandığı bir mobilya parçası olmaya devam etmiş. Doğuya girmesi de Batılılaşma hareketinin bir parçası olmuş.

Daha ne diyeyim, roman yazmak ciddi bir iştir. Araştırma yapmak, planlamak, yazılanların üstünden geçmek ve değerlendirmek önemlidir. Burada sanki iş yazar kadar editöre de düşer. Sahi bizde çalışan bir editörlük kurumu var mı?