gazeteci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazeteci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2013 Cuma

Mehmet Ali Birand'ın arkasından

Türk basını bir duayenini kaybetti. Bizler, her zaman karşımıza çıkmayacak renkli bir haberciyi... Yaptığı siyaset, dış politika gibi "ciddi" konuları içeren haberlere/ haber programlarına renk katmayı becermiş; kavga etmeden, güler yüzle, efendiliği koruyarak da iş yapılabileceğini kanıtlamış; rekabetin ezmek, yok etmeye çalışmak olmadığını göstermiş; komplekssizliğini pek çok haberciyi yetiştirerek ve onlara destek olmaya devam ederek de ortaya koymuş müthiş bir insanı kaybettik.

Ondan öğrenilecek çok şey varmış. Gitmesiyle bir kez daha anladık.
Anlatılanlardan anladık ki Nazım Hikmet'in anlattığı gibi yaşamış Birand:
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 

yani, beyaz masadan, 

              bir daha kalkmamak ihtimali de var. 

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 

                                en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 

                               diyelim ki, cephedeyiz.

Daha orda ilk hücumda, daha o gün 

                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 

                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 

                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 
Ameliyata girerken bile Diyarbakır'daki töreni merak ederek...


Nurlar içinde yat.

12 Eylül 2012 Çarşamba


Basınla ilişkiler için iki kural bir öğüt!

Halkla ilişkiler profesyonelinin ve dahi basınla ilişki kuran tüm yöneticilerin mutlaka öğrenmesi gereken ilk kural basın mensubunun düşmanınız olmadığıdır. O haber yaparak işini yapmaya çalışır. Ona düşmanmış gibi davranır, kalelerinizi korumak üzere bir taktikle yaklaşırsanız en büyük destekçinizi kaybedersiniz. Oysa siz yaptıklarınız haber olsun isterken o da sizden çıkacak güzel bir konudan en iyi haberi yapmak ister. Gazeteci ile halkla ilişkilerci bir anlamda sembiyoz halinde yaşar.

Bununla birlikte  ikinci kuralı da aklınızdan çıkarmamanız gerekir: Basın mensubunun dostunuz, sırdaşınız da değildir. Haber olacak bir konuyu yakaladığında, mesleği tam da bu olduğu için onu mutlaka yazması (TV,  radyo ya da internet de olsa önce yazması) gerekir... Belki kaynağını saklayabilir, ama haber değeri taşıyan bir konu önünde sonunda mutlaka haber olur.

Muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, pozisyonu gereği bu temel bilgiyi mutlaka bilmesi gerekir. Bugüne kadar almış olduğunu düşündüğüm medya eğitimlerinde bu bilgi ona mutlaka verilmiştir. Afyon'da patlayan ve 23 şehit verdiğimiz mühimmat deposu konusunda basına yansıyan açıklamalarıyla ilgili "bu gazeteciye dost sohbetinde verilmiş bir bilgiydi, haber yapması etik değil" açıklamasını bu nedenle talihsiz buluyorum.

Basın mensubunun ilk görevi haber yapmaktır. Hele ki halkı bu kadar yakından ilgilendiren bir konuyu haber yapmaması düşünülemez bile.

Dolayısıyla geldik  bu iki kuraldan çıkarılması gereken öğüde (gerçi bir musibet bin nasihatten iyidir derler, bunu Sayın Kılıçdaroğlu bizatihi yaşamış durumda) "on the record" ya da "off the record" farketmez: basında haber olarak karşınıza çıkmasını istemediğiniz hiç bir şeyin ağzınızdan çıkmamasına özen gösterin.