iletişim, halkla ilişkiler, hedef kitle, şirket-müşteri ilişkileri, kurumsal yayın, basın ilişkileri konularında ondört yıllık tecrübe + yüksek lisans eğitimi sırasında pekişen bilgiler + merak, okuma ve gözlem tutkusunun tetikledikleri... hepsi burada, hepsi ve fazlası :-)
basın ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basın ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ocak 2013 Pazar
Önemli
Seth Godin bugünkü blog yazısında çok önemli bir noktanın altını çiziyor... Senin önemli olduğunu düşündüğün bir konu başkaları için hiç de önemli olmayabilir. Yaptığın bir açılışa ya da etkinliğe basını davet ederken bir kez daha düşün, bu onlar için ya da onların çalıştığı gazete için ya da o gazetenin okurları için bir önem taşıyor mu? Taşımıyorsa, bir gazeteci neden ilgilensin; iki bu etkinliği herkes için (ya da hedeflediğin kitle için) nasıl önemli hale nasıl getirirsin?
3 Ekim 2012 Çarşamba
"Biz duyurmuştuk, hatta internet sitemizde de var" yaklaşımı
Ali Saydam'ın Türkiye'de İletişimin El Kitabı 2*'yi okuyorum şimdi de. Muhteşem, ders çıkarılası örneklerle dolu kitap.
O kadar çok örnek var ki aslında üzerinde konuşulabilecek. Ama "Şöhret ve markayı yönetmek için altyapı da yetmiyor" başlığı altında anlatılan Abdullah Oğuz örneğiyle başlamak istedim. Oğuz, Mutluluk filminin Los Angeles Times'da yer aldığı kadar Türk basınında yer almaması nedeniyle Saydam'a sitem edince, Saydam "Ben yazmadıysam, bundan ben değil sen ve senin adamların sorumlu." diyor. (s. 80)
O kadar sık rastladığımız bir durum ki, basın mensubu arar bir konuda bilgi ister, kurumun halkla ilişkilercisi "web sitemizde" bulabilirsiniz der. Daha da beteri, basında bir haber çıkar ve siz "ama bizim bu konudaki rakamlarımız, bilgilerimiz, düşüncemiz aslında web sitemizde duruyordu" dersiniz. En kolayı, "zaten basın bizi sevmiyor" deyip işin içinden çıkmak, ya da burnundan kıl aldırmaz bir tavırla basında yer almamıza gerek yok, bizi bilen biliyor demektir.
Unutulmaması gereken haber olabilecek konunun iletişimini basın mensubuyla yapmak halkla ilişkiler profesyonelinin görevi olduğudur. Basın mensubunun hele ki zamanla yarıştığı durumlarda sizinkinin de dahil olduğu yüzlerce internet sitesini dolaşarak bilgi toplamaya vakti yoktur. Gazetecinin bunu yapmasını beklemek, kurum adına saflıktan öte bir cehalet durumudur.
* Türkiye'ye İletişimin El Kitabı 2: İktidar Yalnızlıktır, Remzi Kitabevi 2012
O kadar çok örnek var ki aslında üzerinde konuşulabilecek. Ama "Şöhret ve markayı yönetmek için altyapı da yetmiyor" başlığı altında anlatılan Abdullah Oğuz örneğiyle başlamak istedim. Oğuz, Mutluluk filminin Los Angeles Times'da yer aldığı kadar Türk basınında yer almaması nedeniyle Saydam'a sitem edince, Saydam "Ben yazmadıysam, bundan ben değil sen ve senin adamların sorumlu." diyor. (s. 80)
O kadar sık rastladığımız bir durum ki, basın mensubu arar bir konuda bilgi ister, kurumun halkla ilişkilercisi "web sitemizde" bulabilirsiniz der. Daha da beteri, basında bir haber çıkar ve siz "ama bizim bu konudaki rakamlarımız, bilgilerimiz, düşüncemiz aslında web sitemizde duruyordu" dersiniz. En kolayı, "zaten basın bizi sevmiyor" deyip işin içinden çıkmak, ya da burnundan kıl aldırmaz bir tavırla basında yer almamıza gerek yok, bizi bilen biliyor demektir.
Unutulmaması gereken haber olabilecek konunun iletişimini basın mensubuyla yapmak halkla ilişkiler profesyonelinin görevi olduğudur. Basın mensubunun hele ki zamanla yarıştığı durumlarda sizinkinin de dahil olduğu yüzlerce internet sitesini dolaşarak bilgi toplamaya vakti yoktur. Gazetecinin bunu yapmasını beklemek, kurum adına saflıktan öte bir cehalet durumudur.
* Türkiye'ye İletişimin El Kitabı 2: İktidar Yalnızlıktır, Remzi Kitabevi 2012
2 Ekim 2012 Salı
Planlama demiştik, değil mi?
Öğrenci, ev kadını ya da halkla ilişkiler profesyoneli, doktor, mühendis farketmez... Yaptığınız işin önemli bir bölümü aslında planlama olmalı. Uygulamaya geçmeden önce ne hedeflediğinizi, bu hedefe ulaşmanın yollarını kağıda dökmeseniz bile kafanızdan bir kez olsun geçirmeniz uygulamada çıkabilecek aksaklıkları bertaraf etme, uygulama sürecinin kolaylaşması, sonuçları değerlendirebilme açısından önemli.
"Bugün kek yapacağım" diyorsanız, malzemeleri kontrol edip, eksik malzemeleri almanızda fayda var örneğin. "Biz de biliyoruz bunu canım, bize ahkam kesmene gerek yok" mu diyorsunuz? Halkla ilişkiler uzmanı olarak çalıştığım yıllar bana o kadar basit, herkesin bildiği ve aslında planlamaya ayrılacak - bunu mutlaka kağıt üzerinde yapın ama- bir kaç saatle halledilebilecek pek çok konunun bu evre yeterince ciddiye alınmadığı ya da hiç yapılmadığı için krize dönüştüğünü gösterdi ki...
Hiç unutmuyorum, yeni inşa edilecek binamız için mimari yarışma düzenlendi. Sıra yarışma sonuçlarnın açıklanmasında ve ödüllerin verilmesinde. Genel müdürümüzle toplantı yapıyoruz. Sorularımız belli: Dereceye girenlere para ödülünün yanı sıra şilt ya da plaket verilecek mi? Ne büyüklükte bir etkinlik olmasını istiyoruz? Kimler davet edilecek? Basını çağıracak mıyız? Mekan, gün, saat, yeme içme düzeni gibi konuların cevapları da bu sorularda gizli. Alternatifleri sunuyoruz, A planının getirisini, B planınınkini anlatmaya çalışıyoruz.
Bu konuları hiç bir zaman yeterince önemsemeyen genel müdürün esas derdi işin maliyeti. Planlama toplantısını geçiştiriyor. Yapılan işin büyüklüğüne, önemine başta onun inancı yok demek ki. Etkinliğin boyutunu belirliyoruz, kendi aramızda, az masrafla, basın ya da protokol davet edilmeden yapılacak bir toplantıya karar veriyor ve takip eden 2-3 haftayı planlananların uygulamaya geçirilmesi ile geçiriyoruz. Etkinlik bir cuma günü, saat 18'de, kurumumuza ait bir mekanda ve yarışmacılar, jüri üyeleri ve kurum yönetiminin katılmasıyla gerçekleşecek.
O ne, Cuma öğlene doğru genel müdür kapımızdan içeri "neden basın çağırmadık" sorusu eşliğinde esip gürlüyor. Daha da beteri "arayın gelsinler" diyor. Şaka olmalı ama değil. Bir "planlama(ma)" kazası krize dönüşüyor. Neyse ikna etmeyi başarıyoruz. "Bu saatte basını davet etmek, zaten gelmeyin demek olur"a... Ama fırsatın kaçırılmasını engelleyemiyoruz.
"Bugün kek yapacağım" diyorsanız, malzemeleri kontrol edip, eksik malzemeleri almanızda fayda var örneğin. "Biz de biliyoruz bunu canım, bize ahkam kesmene gerek yok" mu diyorsunuz? Halkla ilişkiler uzmanı olarak çalıştığım yıllar bana o kadar basit, herkesin bildiği ve aslında planlamaya ayrılacak - bunu mutlaka kağıt üzerinde yapın ama- bir kaç saatle halledilebilecek pek çok konunun bu evre yeterince ciddiye alınmadığı ya da hiç yapılmadığı için krize dönüştüğünü gösterdi ki...
Hiç unutmuyorum, yeni inşa edilecek binamız için mimari yarışma düzenlendi. Sıra yarışma sonuçlarnın açıklanmasında ve ödüllerin verilmesinde. Genel müdürümüzle toplantı yapıyoruz. Sorularımız belli: Dereceye girenlere para ödülünün yanı sıra şilt ya da plaket verilecek mi? Ne büyüklükte bir etkinlik olmasını istiyoruz? Kimler davet edilecek? Basını çağıracak mıyız? Mekan, gün, saat, yeme içme düzeni gibi konuların cevapları da bu sorularda gizli. Alternatifleri sunuyoruz, A planının getirisini, B planınınkini anlatmaya çalışıyoruz.
Bu konuları hiç bir zaman yeterince önemsemeyen genel müdürün esas derdi işin maliyeti. Planlama toplantısını geçiştiriyor. Yapılan işin büyüklüğüne, önemine başta onun inancı yok demek ki. Etkinliğin boyutunu belirliyoruz, kendi aramızda, az masrafla, basın ya da protokol davet edilmeden yapılacak bir toplantıya karar veriyor ve takip eden 2-3 haftayı planlananların uygulamaya geçirilmesi ile geçiriyoruz. Etkinlik bir cuma günü, saat 18'de, kurumumuza ait bir mekanda ve yarışmacılar, jüri üyeleri ve kurum yönetiminin katılmasıyla gerçekleşecek.
O ne, Cuma öğlene doğru genel müdür kapımızdan içeri "neden basın çağırmadık" sorusu eşliğinde esip gürlüyor. Daha da beteri "arayın gelsinler" diyor. Şaka olmalı ama değil. Bir "planlama(ma)" kazası krize dönüşüyor. Neyse ikna etmeyi başarıyoruz. "Bu saatte basını davet etmek, zaten gelmeyin demek olur"a... Ama fırsatın kaçırılmasını engelleyemiyoruz.
18 Eylül 2012 Salı
Kibarlık hâlâ geçer akçe
Kibar olmak kapıları açar, yürekleri yumuşatır. - Her ne kadar günümüz toplumunda kabalık, diklenme, özür dilememe, üste çıkmaya çalışma gibi davranış modelleri giderek artsa da bu davranışlar köprüleri yıkar, kalpleri kırar ve iletişimi zora koşar.
Şirketin görünen yüzü ve duyulan sesi konumundaki halkla ilişkiler uzmanının kibarlık konusunda özenli olmasında fayda var. Mesai arkadaşlarından iş ortaklarına, basın mensuplarından diğer bütün paydaşlarına kibarlık çizgisinden ayrılmadan ilişki kurmalıdır halkla ilişkilerci.
Üstelik çalışma arkadaşları arasında özellikle şirketin dış dünyayla ilk temas noktalarından olan resepsiyonistlerin, sekreterlerin, güvenlik görevlilerinin de bu konuda hassasiyet göstermesi konusunda da dikkatli olmalıdır.
Yıllar önce çalıştığım vakıfta, bir gazeteciyi tersleyen genel müdür sekreteri nedeniyle oldukça sıkıntılı anlar yaşadığımızı hatırlıyorum. Telefenonu gerekli kişiye bağlamak yerine konuşmayı tercih etmesi zaten yeterince yanlış bir davranıştı, ancak daha kötüsü gazeteciyle ağız dalaşına girmesiydi. Beş dakikalık nezaketten uzak bir telefon konuşmasının yıktığı ilişkiyi düzeltmek için aylarca çabalamamız gerekti.
Gönderdiğiniz bülten yayınlandığında teşekkür ediyor musunuz? Başlık değiştirilmiş olabilir, istediğinizden kısa yayımlanmış olabilir, buna rağmen teşekkür etmeyi becerebiliyor musunuz? Basın mensubuyla kuracağınız ilişkinin devamlılığında kibar davranmanız çok önemli. Tabi sadece basın mensubuyla değil hayatınızdaki herkesle....
Günaydın demek, hal hatır sormak, gülümsemek, teşekkür etmek, özür dilemek o kadar zor değil aslında. Hem sizin gününüzü hem karşınızdakininkini keyifli kılmaya yarayacak, çantanızda mutlaka bulundurmanız gereken küçük aletler bunlar.
Şirketin görünen yüzü ve duyulan sesi konumundaki halkla ilişkiler uzmanının kibarlık konusunda özenli olmasında fayda var. Mesai arkadaşlarından iş ortaklarına, basın mensuplarından diğer bütün paydaşlarına kibarlık çizgisinden ayrılmadan ilişki kurmalıdır halkla ilişkilerci.
Üstelik çalışma arkadaşları arasında özellikle şirketin dış dünyayla ilk temas noktalarından olan resepsiyonistlerin, sekreterlerin, güvenlik görevlilerinin de bu konuda hassasiyet göstermesi konusunda da dikkatli olmalıdır.
Yıllar önce çalıştığım vakıfta, bir gazeteciyi tersleyen genel müdür sekreteri nedeniyle oldukça sıkıntılı anlar yaşadığımızı hatırlıyorum. Telefenonu gerekli kişiye bağlamak yerine konuşmayı tercih etmesi zaten yeterince yanlış bir davranıştı, ancak daha kötüsü gazeteciyle ağız dalaşına girmesiydi. Beş dakikalık nezaketten uzak bir telefon konuşmasının yıktığı ilişkiyi düzeltmek için aylarca çabalamamız gerekti.
Gönderdiğiniz bülten yayınlandığında teşekkür ediyor musunuz? Başlık değiştirilmiş olabilir, istediğinizden kısa yayımlanmış olabilir, buna rağmen teşekkür etmeyi becerebiliyor musunuz? Basın mensubuyla kuracağınız ilişkinin devamlılığında kibar davranmanız çok önemli. Tabi sadece basın mensubuyla değil hayatınızdaki herkesle....
Günaydın demek, hal hatır sormak, gülümsemek, teşekkür etmek, özür dilemek o kadar zor değil aslında. Hem sizin gününüzü hem karşınızdakininkini keyifli kılmaya yarayacak, çantanızda mutlaka bulundurmanız gereken küçük aletler bunlar.
17 Eylül 2012 Pazartesi
Vakit nakittir! Hele ki basında nakitten bile değerlidir...
Muhatap olduğunuz basın mensubu sizi aradı, ya da e-posta gönderip bir konuda bilgi istedi. İlk sormanız gereken ne zamana kadar cevap istediği olmalı.
Basın zamanla yaraşır. Yapacağı haberin belli bir süresi vardır. Özellikle günlük mecralarda durum çok daha belirgindir. Haberi ya yetiştirir ya da haber çıkmaz.
Unutmayın konunuzda tek yetkin kişi, kurum siz değilseniz haberini destekleyecek bilgiyi alabileceği başka kişiler kurumlar her zaman mevcut. (Ki, bu durumda bile sizden gerekli bilgi gitmese bile haberin yapılması gerekiyorsa haber yapılacaktır, unutmayın.) Siz gerekli bilgiyi vaktinde vermezseniz haber içeriğinde görüşünüz yer almayacak demektir. Üstelik basın mensubu sizi gelecekte arama gereğini de duymayacak, kendisine destek olan kişi ve kurumlarla irtibatını sürdürmeyi tercih edecektir.
Dolayısıyla zamanla yarışan basın mensubuyla ilişkinizin geleceği açısından ona destek olmanızda, onun verdiği zamanlamaya uymanızda fayda var.
Basın zamanla yaraşır. Yapacağı haberin belli bir süresi vardır. Özellikle günlük mecralarda durum çok daha belirgindir. Haberi ya yetiştirir ya da haber çıkmaz.
Unutmayın konunuzda tek yetkin kişi, kurum siz değilseniz haberini destekleyecek bilgiyi alabileceği başka kişiler kurumlar her zaman mevcut. (Ki, bu durumda bile sizden gerekli bilgi gitmese bile haberin yapılması gerekiyorsa haber yapılacaktır, unutmayın.) Siz gerekli bilgiyi vaktinde vermezseniz haber içeriğinde görüşünüz yer almayacak demektir. Üstelik basın mensubu sizi gelecekte arama gereğini de duymayacak, kendisine destek olan kişi ve kurumlarla irtibatını sürdürmeyi tercih edecektir.
Dolayısıyla zamanla yarışan basın mensubuyla ilişkinizin geleceği açısından ona destek olmanızda, onun verdiği zamanlamaya uymanızda fayda var.
14 Eylül 2012 Cuma
Basın İlişkileri Üüüüç!
Önce hatırlatma:
Bir: Basın mensubuna yaklaşırken onun ne yaptığınn farkında olarak yaklaş (onun birinci önceliği haber yapmak, dolayısyla ne düşman ne sırdaş)
İki: Basın mensubunu ve mecrasını tanı
(biraz araştırma yapmaktan, azıcık okumaktan geçer bunun yolu unutma)
Gelelim günün konusuna, aslında kısaca bahsetmiştim ikinci yazıda: Hikaye anlat. Yalan söyleme, gerçeği çarpıtma, etik davranmaktan uzaklaşma... Sadece haber olmasını istediğin konunun insanların (dolayısıyla gazetecinin ve okurun) ilgisini çekecek, kalbine/ruhuna/aklına dokunacak hale gelmesini sağla.
Mesela Hiitiri Bittiri Lisesi'nin kurumsal iletişimini, halkla ilişkilerini yapıyorsun. Lisenin her sene yurtdışına gönderdiği öğrenciler de sizin için önemli bir konu. Üstelik bu sene yurtdışına toplamda milyonlarca dolar bursla onlarca öğrenci gidiyor. Hazırladığın bültene Hittiri Bittiri Lisesi'nin bu konudaki tecrübesini, yurtdışı üniversitelere yönelik danışmanlık servisinin olduğunu, geçtiğimiz senelerde de mezunlarının önemli bir bölümünü lisans eğitimlerine devam etmek üzere yurtdışındaki en prestijli üniversitelere gönderdiğini yazmak en kestirme yol olacaktır. Bu kestirme yolun sonucunda elde edeceğin sonuçsa emeğine değmeyecektir büyük ihtimalle. Çünkü bu konuda tek değilsiın. Başka pek çok okulun mezunu yurtdışındaki üniversitelerden, belki daha yüksek burslarla kabul almış. Ama okul yönetimi, veliler, öğrenciler bu konunun mutlaka haber olmasını istiyor, üstelik küçücük değil, uzun uzun, mesela prestijli gazetelerden birinin haftasonu ekinde çıkmasını hayal ediyorlar.
O zaman izleyebileceğin yollardan biri burs alan çocuklarınızdan en ilginç hikayesi olanı (en çok burs alanı, en çok üniversiteden kabul alanı, tırnaklarıyla kazıyarak bu başarıya ulaşanı, yeteneğiyle farklılaşanı gibi listeyi uzatmak mümkün) ön plana çıkartmak; onun hikayesini anlatmak, onun hikayesini anlatırken basın bültenine koymayı planladığınız bütün bilgileri de bir şekilde hikayeye yedirmek olmalıdır.
Bir başka yol, aklında üniversite okumak için yurtdışına nasıl gidebilirim sorusu olanlara yol gösterici olmak üzere kurumunuzda konunun uzmanı olan kişiden bilgilendirici bir yazı almaktır. Ne zaman başvurmak gerekir, nelere dikkat etmeli, hangi sınavlara girmeli, bu sınavlara nasıl başvurulur, nerede girilir, ne zaman yapılır bu sınavlar, yurtdışındaki üniversiteleri tercih ederken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir gibi konuları aydınlığa kavuşturacak bir yazı olmalı bu. Ama unutulmaman gerekir: Yurtdışına gidecek çocuklar arasından her sene farklı bir hikaye çıkarmak mümkün ama ikinci yolu her sene kullanamazsın.
Aynı sıkıntı, sürekli düzenlediğiniz etkinlikler için de geçerli. Etkinliğin kendisi bir, hadi iki sene üstüste haber olur, ama üçüncü seneden itibaren basında alacağı yer giderek küçülür: Her etkinliğin içinden özel bir hikaye çıkarırmaya başladığın güne kadar.
Bir: Basın mensubuna yaklaşırken onun ne yaptığınn farkında olarak yaklaş (onun birinci önceliği haber yapmak, dolayısyla ne düşman ne sırdaş)
İki: Basın mensubunu ve mecrasını tanı
(biraz araştırma yapmaktan, azıcık okumaktan geçer bunun yolu unutma)
Gelelim günün konusuna, aslında kısaca bahsetmiştim ikinci yazıda: Hikaye anlat. Yalan söyleme, gerçeği çarpıtma, etik davranmaktan uzaklaşma... Sadece haber olmasını istediğin konunun insanların (dolayısıyla gazetecinin ve okurun) ilgisini çekecek, kalbine/ruhuna/aklına dokunacak hale gelmesini sağla.
Mesela Hiitiri Bittiri Lisesi'nin kurumsal iletişimini, halkla ilişkilerini yapıyorsun. Lisenin her sene yurtdışına gönderdiği öğrenciler de sizin için önemli bir konu. Üstelik bu sene yurtdışına toplamda milyonlarca dolar bursla onlarca öğrenci gidiyor. Hazırladığın bültene Hittiri Bittiri Lisesi'nin bu konudaki tecrübesini, yurtdışı üniversitelere yönelik danışmanlık servisinin olduğunu, geçtiğimiz senelerde de mezunlarının önemli bir bölümünü lisans eğitimlerine devam etmek üzere yurtdışındaki en prestijli üniversitelere gönderdiğini yazmak en kestirme yol olacaktır. Bu kestirme yolun sonucunda elde edeceğin sonuçsa emeğine değmeyecektir büyük ihtimalle. Çünkü bu konuda tek değilsiın. Başka pek çok okulun mezunu yurtdışındaki üniversitelerden, belki daha yüksek burslarla kabul almış. Ama okul yönetimi, veliler, öğrenciler bu konunun mutlaka haber olmasını istiyor, üstelik küçücük değil, uzun uzun, mesela prestijli gazetelerden birinin haftasonu ekinde çıkmasını hayal ediyorlar.
O zaman izleyebileceğin yollardan biri burs alan çocuklarınızdan en ilginç hikayesi olanı (en çok burs alanı, en çok üniversiteden kabul alanı, tırnaklarıyla kazıyarak bu başarıya ulaşanı, yeteneğiyle farklılaşanı gibi listeyi uzatmak mümkün) ön plana çıkartmak; onun hikayesini anlatmak, onun hikayesini anlatırken basın bültenine koymayı planladığınız bütün bilgileri de bir şekilde hikayeye yedirmek olmalıdır.
Bir başka yol, aklında üniversite okumak için yurtdışına nasıl gidebilirim sorusu olanlara yol gösterici olmak üzere kurumunuzda konunun uzmanı olan kişiden bilgilendirici bir yazı almaktır. Ne zaman başvurmak gerekir, nelere dikkat etmeli, hangi sınavlara girmeli, bu sınavlara nasıl başvurulur, nerede girilir, ne zaman yapılır bu sınavlar, yurtdışındaki üniversiteleri tercih ederken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir gibi konuları aydınlığa kavuşturacak bir yazı olmalı bu. Ama unutulmaman gerekir: Yurtdışına gidecek çocuklar arasından her sene farklı bir hikaye çıkarmak mümkün ama ikinci yolu her sene kullanamazsın.
Aynı sıkıntı, sürekli düzenlediğiniz etkinlikler için de geçerli. Etkinliğin kendisi bir, hadi iki sene üstüste haber olur, ama üçüncü seneden itibaren basında alacağı yer giderek küçülür: Her etkinliğin içinden özel bir hikaye çıkarırmaya başladığın güne kadar.
13 Eylül 2012 Perşembe
İş Güç
Basınla İlişkiler Konusunda Önemli Birkaç Tüyo
Halkla
İlişkiler profesyoneli yaptığı işte en önemli işbirliğinin basın olduğunu
aklından çıkarmadan hareket etmek zorundadır. Kullanıcıların kendi içeriklerini
yaratabildiği sosyal medyanın yükselişte olduğu ve "bekçilerin kapıları
tuttuğu" geleneksel medyayı zorladığı bugünlerde bile haberinizin
bir gazetede, dergide, radyoda ya da televizyonda yayımlanması daha kısa
sürede, güvenilirliği sosyal medyadan görece daha yüksek olarak daha geniş
kitlelere ulaşmanızı sağlayacaktır.
Daha önceki
bir yazımda basınla ilişki kurarken birbiriyle bıçak sırtı iki noktayı
aklınızdan çıkarmamanızı söylemiştim. Basın mensubu ne düşmanınızdır ne de
sırdaşınız.
Basın
mensubu - muhabir, editör, yayın kurulu üyeleri - çalışanı olduğu mecrayı takip eden
kitleye, o kitlenin keyifle, merakla okuyacağı, seyredeceği, dinleyeceği
habeler sunmak, bu sayede okunurluluğunu dolayısıyla mecrasının satışlarını ve kârlılığını artırmak amacı taşır. (Kendisi de bu sayede değerini artıracaktır)
Muhatabını
tanı
O zaman ilk
yapmanız gereken hem basın mensubunu hem çalıştığı mecrayı yakından tanımak.
(sürekli dönüp geldiğimiz nokta "hedef kitleni tanı" aslında.
Çocukken içgüdüsel olarak bildiğimiz ama sonra zaman zaman unutuverdiğimiz bir
şey hedef kitleni tanı meselesi bir yandan. Hatırlayın çocukken babamıza
farklı, annemize farklı, büyükannelere farklı taleplerle giderdik.)
Herkese aynı
bülteni gönderme
Haber
olmasını istediğin konunun farklı yönleri vardır mutlaka. Her bir yönü öne
çıkaran farklı hikayeler oluşturmak da mümkün. Ne demek bu? Karadeniz'de inşa
edilmesi planlanan bir HES'in hem ekonomik hem sosyal hem ekolojik yönleri
bulunur. Mutlaka bir insan hikayesi de vardır- bir mağdur, bir kahraman, bir
direnişçi, hatta bir aşk hikayesi bile bulunabilir konuyla ilgili.. Evet biraz
zaman ayrımak, biraz emek vermek gerekiyor. Ama seçici davranarak iş yükünü
hafifletmek mümkün. İster konularınızı seçin, ister bülteninizi gönderdiğiniz
basın mensubunu. Ama basın mensubunuzun ve çalıştığı mecranın hangi yöne
meylettiğini mutlaka bilin. (biraz "nabza göre şerbet" dediğimiz şey
değil mi bu?) Haber konunuzu da ona göre şekillendirin. Daha başarılı
olacağınızdan eminim.
12 Eylül 2012 Çarşamba
Basınla ilişkiler için iki kural bir öğüt!
Halkla ilişkiler profesyonelinin ve dahi basınla ilişki kuran tüm yöneticilerin mutlaka öğrenmesi gereken ilk kural basın mensubunun düşmanınız olmadığıdır. O haber yaparak işini yapmaya çalışır. Ona düşmanmış gibi davranır, kalelerinizi korumak üzere bir taktikle yaklaşırsanız en büyük destekçinizi kaybedersiniz. Oysa siz yaptıklarınız haber olsun isterken o da sizden çıkacak güzel bir konudan en iyi haberi yapmak ister. Gazeteci ile halkla ilişkilerci bir anlamda sembiyoz halinde yaşar.
Bununla birlikte ikinci kuralı da aklınızdan çıkarmamanız gerekir: Basın mensubunun dostunuz, sırdaşınız da değildir. Haber olacak bir konuyu yakaladığında, mesleği tam da bu olduğu için onu mutlaka yazması (TV, radyo ya da internet de olsa önce yazması) gerekir... Belki kaynağını saklayabilir, ama haber değeri taşıyan bir konu önünde sonunda mutlaka haber olur.
Muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, pozisyonu gereği bu temel bilgiyi mutlaka bilmesi gerekir. Bugüne kadar almış olduğunu düşündüğüm medya eğitimlerinde bu bilgi ona mutlaka verilmiştir. Afyon'da patlayan ve 23 şehit verdiğimiz mühimmat deposu konusunda basına yansıyan açıklamalarıyla ilgili "bu gazeteciye dost sohbetinde verilmiş bir bilgiydi, haber yapması etik değil" açıklamasını bu nedenle talihsiz buluyorum.
Basın mensubunun ilk görevi haber yapmaktır. Hele ki halkı bu kadar yakından ilgilendiren bir konuyu haber yapmaması düşünülemez bile.
Dolayısıyla geldik bu iki kuraldan çıkarılması gereken öğüde (gerçi bir musibet bin nasihatten iyidir derler, bunu Sayın Kılıçdaroğlu bizatihi yaşamış durumda) "on the record" ya da "off the record" farketmez: basında haber olarak karşınıza çıkmasını istemediğiniz hiç bir şeyin ağzınızdan çıkmamasına özen gösterin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





