halkla ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
halkla ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2013 Pazar

Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluşlarda Halkla İlişkiler - I: Halkla İlişkiler Nedir?

Madem ki dersin adı Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluşlarda Halkla İlişkiler dersin ilk haftasında üzerinde mutabakata varılması gereken iki ana konu var...

I. Halkla ilişkiler nedir?*
Yaptığınız iş ne olursa olsun  özellikle de küçük bir çocuktan gelecek "ne iş yaparsın" sorusuna verecek basit ama anlamlı bir tanımınız bulunmalı diye düşünenlerdenim. Bu tanımı bulmak, küçük bir çocuğun anlayacağı kadar basite indirgeyebilmek zihinsel bir aktivite gerektirir. İşinizin felsefesini düşünerek, belki biraz kitap karıştırmak, günlük aktivitelerinizi kavramsallaştırmak, kategorileştirmek sizde farkındalık kazandıracak, beraberinde eminim verimliliğinizi artıracaktır.  Bu nedenle bir halkla ilişkiler profesyonelinin ya da adayının  konuyu düşünmesinde ve kendi tanımını oluşturmasında fayda vardır.

Halkla ilişkiler (İngilizce kısaltmasıyla PR), öncelikle bir yönetim fonksiyonudur. Halkla ilişkiler profesyoneli sadece bir uygulamacı değildir. Kararların alınmasında ve şekillendirilmesinde, planlamada, bütçelemede uygulamada olduğu kadar etkili olmak durumundadır. Temel görevi bir kuruluşla (bahsi geçen kuruluş özel sektörde ya da kamu sektöründe ya da birazdan anlatacağımız üçüncü sektörde yer alıyor olabilir) o kuruluşun  (bazen de bir hareketin, kampanyanın ya da kişilerin) hedef kitlesi arasındaki karşılıklı iletişimini kurmak ve sürdürmektir.
Halkla ilişkiler faaliyetleri
  • Öncelikle yönetimsel bir fonksiyondur.
  • Bilinçli ve isteyerek yapılan düzenli ve sürekli faaliyetlerdir. Etkilemek, anlayış kazanmak, bilgi sağlamak ve faaliyetlerden etkilenen kitlelerin tepkilerini ölçmek üzere şekillendirilir. Gelen tepkiler doğrultusunda yeniden yapılandırılır.
  • Planlama, uygulama, ölçme ve değerlendirme, yeniden planlama aşamalarından geçer. Bu nedenle döngüsel bir yapısı vardır.
  • Bütünseldir: çeşitli sorunların çözümlerini bulmak, faaliyetlerin lojistik unsurlarını düşünmek; durumu, kitleyi, trendleri araştırmak ve analiz etmek işin bir parçasıdır.
  • Etikten uzaklaşılmadan yapılmalıdır. Bu kuralın başında (halka, hedef kitleye) sunulan içeriğin/bilginin doğruluğu yatar.
  • Bir kurumun yasal ya da ahlaki  olmayan tutum ve davranışlarının; kalitesiz hizmet ya da ürünlerinin arkasına saklandığı faaliyetler değildir. Etkili halkla ilişkiler birey ya da kuruluşun gerçek performansına ve politikalarına dayandırılmalıdır.
  • İdealde kuruluşla hedef kitlesi arasında karşılıklı yarar sağlamak üzere yapılmalıdır.



* Konuyla ilgili yüzlerce kitap olduğunu söylesek yalan olmaz her halde. Ama ben bu blog yazısını yazarken raflarıma göz attığımda gördüğüm birkaç kitabın ismini, yazarlarının soyadlarını alfabetik sıraya koyarak vereceğim:
  • Teorik ve Uygulamalı Halkla İlişkiler Kampanyaları, Ceyda Aydede
  • The Handbook of Strategic Public Relations and Integrated Marketing Communications, Clarke L. Caywood
  • Excellence in Public Relations and Communication Management, James E. Grunig
  • Halkla İlişkiler Kavram, Strateji ve Uygulamaları, Ayla Okay, Aydemir Okay
  • Halkla İlişkiler; Neyi, Nasıl Yapmalı? Aylin Pira ve Dr. E. Pelin Baytekin
  • Halkla İlişkiler Üzerine Çeşitlemeler, Aylin Pira
  • Halkla İlişkiler Pratiği El Kitabı, Cevdet Tellioğlu

*

15 Şubat 2013 Cuma

Üçkağıtçılık

Dün metrobüsle karşıya geçerken sol omuz başımda dikilen adam telefonda konuşmaya başladı... Bebeğine lösemi teşhisi konduğunu, ablasından ilik nakli yapmanın mümkün olduğunu, ama hiç paralarının olmadığını telefondaki amcasına anlatan adamın kızarmış gözlerinden yaşlar akıyordu. Telefondaki amcaya 20 lira için olsun yalvaran adam, kalpsiz amcadan red cevabı almasıyla "inşallah bir gün senin çocuklarının başına böyle şeyler gelmez" diyerek telefonu kapattı.

Vicdanı olanın yaşanan trajediden etkilenmemesi mümkün değil. Sağlık problemi yaşayan bir bebek, ilgili ama parasızlıktan perişan olmuş bir baba... Cebinizden en azından beş on lira vermemeniz için bir neden yok. Bir de sırtını sıvazlayıp adamağızın, geçmiş olsun kardeş, inşallah bir an önce şifasını bulur diyesiniz geliyor.

Bense gülümsemeye başladım. Vicdansızlığımdan değil, ama aynı telefon konuşmasını bir kaç ay önce, nereyse kelimesi kelimesine Kadıköy-Bostancı hattındaki bir minibüste dinlemiştim. Tam da bir üçkağıt meselesiyle karşı karşıyaydık.

Halkla ilişkiler profesyonelleri de, çalıştıkları şirkete/örgüte/şahsa dair çok etkileyici bir hikaye anlatabilirler. Ama hikayenin etkileyici olması kadar doğru olması, halkla ilişkiler profesyonelinin güvenilirliğini, itibarını koruması çok daha önemli.

3 Ekim 2012 Çarşamba

"Biz duyurmuştuk, hatta internet sitemizde de var" yaklaşımı

Ali Saydam'ın Türkiye'de İletişimin El Kitabı 2*'yi okuyorum şimdi de. Muhteşem, ders çıkarılası örneklerle dolu kitap.
O kadar çok örnek var ki aslında üzerinde konuşulabilecek. Ama "Şöhret ve markayı yönetmek için altyapı da yetmiyor" başlığı altında anlatılan Abdullah Oğuz örneğiyle başlamak istedim. Oğuz, Mutluluk filminin Los Angeles Times'da yer aldığı kadar Türk basınında yer almaması nedeniyle Saydam'a sitem edince, Saydam "Ben yazmadıysam, bundan ben değil sen ve senin adamların sorumlu." diyor. (s. 80)

O kadar sık rastladığımız bir durum ki, basın mensubu arar bir konuda bilgi ister, kurumun halkla ilişkilercisi "web sitemizde" bulabilirsiniz der. Daha da beteri, basında bir haber çıkar ve siz "ama bizim bu konudaki rakamlarımız, bilgilerimiz, düşüncemiz aslında web sitemizde duruyordu" dersiniz.  En kolayı, "zaten basın bizi sevmiyor" deyip işin içinden çıkmak, ya da burnundan kıl aldırmaz bir tavırla basında yer almamıza gerek yok, bizi bilen biliyor demektir.

Unutulmaması gereken haber olabilecek konunun iletişimini basın mensubuyla yapmak halkla ilişkiler profesyonelinin görevi olduğudur. Basın mensubunun hele ki zamanla yarıştığı durumlarda sizinkinin de dahil olduğu yüzlerce internet sitesini dolaşarak bilgi toplamaya vakti yoktur. Gazetecinin bunu yapmasını beklemek, kurum adına saflıktan öte bir cehalet durumudur.



* Türkiye'ye İletişimin El Kitabı 2: İktidar Yalnızlıktır, Remzi Kitabevi 2012

2 Ekim 2012 Salı

Planlama demiştik, değil mi?

Öğrenci, ev kadını ya da halkla ilişkiler profesyoneli, doktor, mühendis farketmez... Yaptığınız işin önemli bir bölümü aslında planlama olmalı. Uygulamaya  geçmeden önce ne hedeflediğinizi, bu hedefe ulaşmanın yollarını kağıda dökmeseniz bile kafanızdan bir kez olsun geçirmeniz uygulamada çıkabilecek aksaklıkları bertaraf etme, uygulama sürecinin kolaylaşması, sonuçları değerlendirebilme açısından önemli.

"Bugün kek yapacağım" diyorsanız, malzemeleri kontrol edip, eksik malzemeleri almanızda fayda var örneğin. "Biz de biliyoruz bunu canım, bize ahkam kesmene gerek yok" mu diyorsunuz? Halkla ilişkiler uzmanı olarak çalıştığım yıllar bana o kadar basit, herkesin bildiği ve aslında planlamaya ayrılacak - bunu mutlaka kağıt üzerinde yapın ama- bir kaç saatle halledilebilecek pek çok konunun bu evre yeterince ciddiye alınmadığı ya da hiç yapılmadığı için krize dönüştüğünü gösterdi ki...

Hiç unutmuyorum, yeni inşa edilecek binamız için mimari yarışma düzenlendi. Sıra yarışma sonuçlarnın açıklanmasında ve ödüllerin verilmesinde. Genel müdürümüzle toplantı yapıyoruz. Sorularımız belli: Dereceye girenlere para ödülünün yanı sıra şilt ya da plaket verilecek mi? Ne büyüklükte bir etkinlik olmasını istiyoruz? Kimler davet edilecek? Basını çağıracak mıyız? Mekan, gün, saat, yeme içme düzeni gibi konuların cevapları da bu sorularda gizli. Alternatifleri sunuyoruz, A planının getirisini, B planınınkini anlatmaya çalışıyoruz.

Bu konuları hiç bir zaman yeterince önemsemeyen genel müdürün esas derdi işin maliyeti. Planlama toplantısını geçiştiriyor. Yapılan işin büyüklüğüne, önemine başta onun inancı yok demek ki. Etkinliğin boyutunu belirliyoruz, kendi aramızda, az masrafla, basın ya da protokol davet edilmeden yapılacak bir toplantıya karar veriyor ve takip eden 2-3 haftayı planlananların uygulamaya geçirilmesi ile geçiriyoruz. Etkinlik bir cuma günü, saat 18'de, kurumumuza ait bir mekanda ve yarışmacılar, jüri üyeleri ve kurum yönetiminin katılmasıyla gerçekleşecek.

O ne, Cuma öğlene doğru genel müdür kapımızdan içeri "neden basın çağırmadık" sorusu eşliğinde esip gürlüyor. Daha da beteri "arayın gelsinler" diyor. Şaka olmalı ama değil. Bir "planlama(ma)" kazası krize dönüşüyor. Neyse ikna etmeyi başarıyoruz. "Bu saatte basını davet etmek, zaten gelmeyin demek olur"a... Ama fırsatın kaçırılmasını engelleyemiyoruz.

18 Eylül 2012 Salı

Kibarlık hâlâ geçer akçe

Kibar olmak kapıları açar, yürekleri yumuşatır. - Her ne kadar günümüz toplumunda kabalık, diklenme, özür dilememe, üste çıkmaya çalışma gibi davranış modelleri giderek artsa da bu davranışlar köprüleri yıkar, kalpleri kırar ve iletişimi zora koşar.

Şirketin görünen yüzü ve duyulan sesi konumundaki halkla ilişkiler uzmanının kibarlık konusunda özenli olmasında fayda var.  Mesai arkadaşlarından iş ortaklarına, basın mensuplarından diğer bütün paydaşlarına kibarlık çizgisinden ayrılmadan ilişki kurmalıdır halkla ilişkilerci.

Üstelik çalışma arkadaşları arasında özellikle şirketin dış dünyayla ilk temas noktalarından olan resepsiyonistlerin, sekreterlerin, güvenlik görevlilerinin de bu konuda hassasiyet göstermesi konusunda da dikkatli olmalıdır.

Yıllar önce çalıştığım vakıfta, bir gazeteciyi  tersleyen genel müdür sekreteri nedeniyle oldukça sıkıntılı anlar yaşadığımızı hatırlıyorum. Telefenonu gerekli kişiye bağlamak yerine konuşmayı tercih etmesi zaten yeterince yanlış bir davranıştı, ancak daha kötüsü gazeteciyle ağız dalaşına girmesiydi. Beş dakikalık nezaketten uzak bir telefon konuşmasının yıktığı ilişkiyi düzeltmek için aylarca çabalamamız gerekti.

Gönderdiğiniz bülten yayınlandığında teşekkür ediyor musunuz? Başlık değiştirilmiş olabilir, istediğinizden kısa yayımlanmış olabilir, buna rağmen teşekkür etmeyi becerebiliyor musunuz?  Basın mensubuyla kuracağınız ilişkinin devamlılığında kibar davranmanız çok önemli. Tabi sadece basın mensubuyla değil hayatınızdaki herkesle....

Günaydın demek, hal hatır sormak, gülümsemek, teşekkür etmek, özür dilemek o kadar zor değil aslında.  Hem sizin gününüzü hem karşınızdakininkini keyifli kılmaya yarayacak, çantanızda mutlaka bulundurmanız gereken küçük aletler bunlar.



14 Eylül 2012 Cuma

Basın İlişkileri Üüüüç!

Önce hatırlatma:
Bir:  Basın mensubuna yaklaşırken onun ne yaptığınn  farkında olarak yaklaş (onun birinci önceliği haber yapmak, dolayısyla ne düşman ne sırdaş)
İki:  Basın mensubunu ve mecrasını tanı
(biraz araştırma yapmaktan,  azıcık okumaktan geçer bunun yolu unutma)

Gelelim günün konusuna, aslında kısaca bahsetmiştim ikinci yazıda: Hikaye anlat. Yalan söyleme, gerçeği çarpıtma, etik davranmaktan uzaklaşma... Sadece haber olmasını istediğin konunun insanların (dolayısıyla gazetecinin ve okurun)  ilgisini çekecek, kalbine/ruhuna/aklına dokunacak hale gelmesini sağla.

Mesela Hiitiri Bittiri Lisesi'nin kurumsal iletişimini, halkla ilişkilerini yapıyorsun. Lisenin her sene yurtdışına gönderdiği öğrenciler de sizin için önemli bir konu.  Üstelik bu sene yurtdışına toplamda milyonlarca dolar bursla onlarca öğrenci gidiyor. Hazırladığın bültene Hittiri  Bittiri Lisesi'nin bu konudaki tecrübesini, yurtdışı üniversitelere yönelik danışmanlık servisinin olduğunu, geçtiğimiz senelerde de mezunlarının önemli bir bölümünü lisans eğitimlerine devam etmek üzere yurtdışındaki en prestijli üniversitelere gönderdiğini yazmak en kestirme yol olacaktır. Bu kestirme yolun sonucunda elde edeceğin sonuçsa emeğine değmeyecektir büyük ihtimalle.  Çünkü bu konuda tek değilsiın. Başka pek çok okulun mezunu yurtdışındaki üniversitelerden, belki daha yüksek burslarla kabul almış. Ama okul yönetimi, veliler, öğrenciler bu konunun mutlaka haber olmasını istiyor,  üstelik küçücük değil, uzun uzun, mesela prestijli gazetelerden birinin  haftasonu ekinde çıkmasını hayal ediyorlar.

O zaman izleyebileceğin yollardan biri burs alan çocuklarınızdan en ilginç hikayesi olanı (en çok burs alanı, en çok üniversiteden kabul alanı, tırnaklarıyla kazıyarak bu başarıya ulaşanı, yeteneğiyle farklılaşanı gibi listeyi uzatmak mümkün) ön plana çıkartmak; onun hikayesini anlatmak, onun hikayesini anlatırken basın bültenine koymayı planladığınız bütün bilgileri de bir şekilde hikayeye yedirmek olmalıdır.

Bir başka yol, aklında üniversite okumak için yurtdışına nasıl gidebilirim sorusu olanlara yol gösterici olmak üzere kurumunuzda konunun uzmanı olan kişiden bilgilendirici bir yazı almaktır. Ne zaman başvurmak gerekir, nelere dikkat etmeli, hangi sınavlara girmeli, bu sınavlara nasıl başvurulur, nerede girilir, ne zaman yapılır bu sınavlar, yurtdışındaki üniversiteleri tercih ederken  dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir gibi konuları aydınlığa kavuşturacak bir yazı olmalı bu. Ama unutulmaman gerekir: Yurtdışına gidecek çocuklar arasından her sene farklı bir hikaye çıkarmak mümkün ama ikinci yolu her sene kullanamazsın.

Aynı sıkıntı, sürekli düzenlediğiniz etkinlikler için de geçerli. Etkinliğin kendisi bir, hadi iki sene üstüste haber olur, ama üçüncü seneden itibaren basında alacağı yer giderek küçülür:  Her etkinliğin içinden özel bir hikaye çıkarırmaya başladığın güne kadar.

13 Eylül 2012 Perşembe

İş Güç

Basınla İlişkiler Konusunda Önemli Birkaç Tüyo


Halkla İlişkiler profesyoneli yaptığı işte en önemli işbirliğinin basın olduğunu aklından çıkarmadan hareket etmek zorundadır. Kullanıcıların kendi içeriklerini yaratabildiği sosyal medyanın yükselişte olduğu ve "bekçilerin kapıları tuttuğu"  geleneksel medyayı zorladığı bugünlerde bile haberinizin bir gazetede, dergide, radyoda ya da televizyonda yayımlanması daha kısa sürede, güvenilirliği sosyal medyadan görece daha yüksek olarak daha geniş kitlelere ulaşmanızı sağlayacaktır. 
Daha önceki bir yazımda basınla ilişki kurarken birbiriyle bıçak sırtı iki noktayı aklınızdan çıkarmamanızı söylemiştim. Basın mensubu ne düşmanınızdır ne de sırdaşınız. 
Basın mensubu - muhabir, editör, yayın kurulu üyeleri - çalışanı olduğu mecrayı takip eden kitleye, o kitlenin keyifle, merakla okuyacağı, seyredeceği, dinleyeceği habeler sunmak, bu sayede okunurluluğunu dolayısıyla mecrasının satışlarını ve kârlılığını artırmak amacı taşır. (Kendisi de bu sayede değerini artıracaktır)

Muhatabını tanı
O zaman ilk yapmanız gereken hem basın mensubunu hem çalıştığı mecrayı yakından tanımak. (sürekli dönüp geldiğimiz nokta "hedef kitleni tanı" aslında. Çocukken içgüdüsel olarak bildiğimiz ama sonra zaman zaman unutuverdiğimiz bir şey hedef kitleni tanı meselesi bir yandan. Hatırlayın çocukken babamıza farklı, annemize farklı, büyükannelere farklı taleplerle giderdik.)

Herkese aynı bülteni gönderme
Haber olmasını istediğin konunun farklı yönleri vardır mutlaka. Her bir yönü öne çıkaran farklı hikayeler oluşturmak da mümkün. Ne demek bu? Karadeniz'de inşa edilmesi planlanan bir HES'in hem ekonomik hem sosyal hem ekolojik yönleri bulunur. Mutlaka bir insan hikayesi de vardır- bir mağdur, bir kahraman, bir direnişçi, hatta bir aşk hikayesi bile bulunabilir konuyla ilgili.. Evet biraz zaman ayrımak, biraz emek vermek gerekiyor. Ama seçici davranarak iş yükünü hafifletmek mümkün. İster konularınızı seçin, ister bülteninizi gönderdiğiniz basın mensubunu.  Ama basın mensubunuzun ve çalıştığı mecranın hangi yöne meylettiğini mutlaka bilin. (biraz "nabza göre şerbet" dediğimiz şey değil mi bu?) Haber konunuzu da ona göre şekillendirin. Daha başarılı olacağınızdan eminim.



12 Eylül 2012 Çarşamba


Basınla ilişkiler için iki kural bir öğüt!

Halkla ilişkiler profesyonelinin ve dahi basınla ilişki kuran tüm yöneticilerin mutlaka öğrenmesi gereken ilk kural basın mensubunun düşmanınız olmadığıdır. O haber yaparak işini yapmaya çalışır. Ona düşmanmış gibi davranır, kalelerinizi korumak üzere bir taktikle yaklaşırsanız en büyük destekçinizi kaybedersiniz. Oysa siz yaptıklarınız haber olsun isterken o da sizden çıkacak güzel bir konudan en iyi haberi yapmak ister. Gazeteci ile halkla ilişkilerci bir anlamda sembiyoz halinde yaşar.

Bununla birlikte  ikinci kuralı da aklınızdan çıkarmamanız gerekir: Basın mensubunun dostunuz, sırdaşınız da değildir. Haber olacak bir konuyu yakaladığında, mesleği tam da bu olduğu için onu mutlaka yazması (TV,  radyo ya da internet de olsa önce yazması) gerekir... Belki kaynağını saklayabilir, ama haber değeri taşıyan bir konu önünde sonunda mutlaka haber olur.

Muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, pozisyonu gereği bu temel bilgiyi mutlaka bilmesi gerekir. Bugüne kadar almış olduğunu düşündüğüm medya eğitimlerinde bu bilgi ona mutlaka verilmiştir. Afyon'da patlayan ve 23 şehit verdiğimiz mühimmat deposu konusunda basına yansıyan açıklamalarıyla ilgili "bu gazeteciye dost sohbetinde verilmiş bir bilgiydi, haber yapması etik değil" açıklamasını bu nedenle talihsiz buluyorum.

Basın mensubunun ilk görevi haber yapmaktır. Hele ki halkı bu kadar yakından ilgilendiren bir konuyu haber yapmaması düşünülemez bile.

Dolayısıyla geldik  bu iki kuraldan çıkarılması gereken öğüde (gerçi bir musibet bin nasihatten iyidir derler, bunu Sayın Kılıçdaroğlu bizatihi yaşamış durumda) "on the record" ya da "off the record" farketmez: basında haber olarak karşınıza çıkmasını istemediğiniz hiç bir şeyin ağzınızdan çıkmamasına özen gösterin.

4 Eylül 2012 Salı

İş Güç


Kurumsal iletişimde, özellikle iç ve potansiyel müşteriye yönelik yayınlarınızda röportaj kullanmanız gerekebilir. Peki bir röportaj nasıl yapılmalı?

Hazırlık aşaması:

Röportaj yapılan kişi ile ilgili araştırma yapılmalı. Internet dahil bulabildiğiniz tüm kaynaklar taranmalı, eski röportajları okunarak kişinin ilgi ve uzmanlık alanları ortaya çıkarılmalı. Mümkünse kişinin yakın çalışma arkadaşları ile görüşülerek nasıl bir ekip arkadaşı olduğu, çalışma alışkanlıkları, günlük rutinleri öğrenilmeli. Bu bilgiler röportaj sırasında kullanılarak (örneğin sabah kahvenizi içmeden güne başlayamaz mışsınız doğru mu?) hem kişiye röportaja hazırlanıldığı gösterilerek güven kazanılır hem de gündelik hayata dair bilgiler röportajı okunabilir kılar.

Bu röportajı kimlerin okuyacağı düşünülerek okuyucuların ilgisini neyin çekebileceği üzerinde düşünmek ve röportaja hazırlanırken bunları akılda tutmak, hedef kitlesine ulaşabilir bir röportaj hazırlamanın anahtarıdır.

Sorular ve röportaj:

Röportaja gitmeden önce mutlaka sorular hazırlanmalı. Röportaj birkaç bölüme ayrılarak (işi, kişisel hayatı ve tarihi –buraya nasıl geldi- içinde bulunduğu sektöre yönelik gelecek vizyonu –örneğin eğitimin Türkiye’deki 15 yıllık sürecine baktığınızda gelecekte neler görüyorsunuz?-, geçmiş ve gelecek projeleri gibi.) yapılmalı. Ancak röportaj sırasında mutlaka verilen cevaplar dinlenerek bu cevaplara göre yeni sorular sorulmalı. Röportaj bir sohbet gibi kurgulanmalı, gerektiği yerde müdahale edilerek sohbet dağılmaktan korunmalı. Birebir ve sırayla hazırlanılmış soruları sormak ve röportaj yapılan kişinin cevaplarının sohbeti yönlendirmesine fırsat vermemek kuru bir sonuçla karşılaşmanızı sağlayabilir.

Sonuç

Röportaj sonucunda bir ana mesaj (manşet) çıkmalı. Röportaja giderken öğrenilmesi planlanan bilgiler öğrenilmeli ve tüm röportaj bir hikaye gibi kurgulanabilmeli. Kişiyle ilgili kısa bilgi, röportajın neden yapıldığı, sonucunda ne öğrenildiği bir röportajda yer almalı.

Fotoğraflar

Röportaj sırasında kişiyi konuşurken farklı açılardan fotoğraflamak, röportaj dergi sayfasına aktarılırken çeşitli fotoğrafların el altında bulunması açısından yararlı olur. Röportaja başlamadan önce fotoğrafı çekilecek kişinin nereye oturacağı belirlenmelidir. Işık  arkadan vurduğu takdirde fotoğraf karanlık çıkar bu nedenle yüzüne doğrudan parlayamacak şekilde ışık gelecek, kişinin de rahat edebileceği aydınlık bir nokta seçilmelidir. Fotoğraflar yüksek çözünürlük ayarında çekilmelidir - ki kaliteli bir baskı işi yakalansın. Sayfalara hareket vermek için yatay ve dikey alternatifler ve değişik açılar denenmelidir.  Hatta fotoğrafı çekilen kişiden ceketini ya da aksesuarını çıkarmasını (ya da eklemesini) istemek de iyi olabilir * ki yüm fotoğraflar birbirinin aynısı olmasın. Röportaj bitiminden sonra ayakta, masada çalışırken, ekip arkadaşları ile ve röportajı yapan kişilerle fotoğraf çekilmesi zengin bir sayfaya olanak sağlar.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Kurumsal İletişiciyi Delirtme Yolları


Kurumsal İletişimci Nasıl Delirtilir?


  • Gerekli bilgiye erişimi engellenerek,
  • Yönetimsel kararlara ve planlamalara dahil edilmeyerek,
  • Yapılan planlar son dakikada bozularak,
  • Plansız davranarak,
  • "Bunu bir de bir Türkçe öğretmeni görsün"  ya da "logoyu biraz daha mı büyük kullansaydık" gibi şeyler söylenerek,
  • Kurumsal görsel kimlik kılavuzuna rağmen "Ben logonun böyle kullanılmasını beğenmiyorum" gibi yorumlar yaparak,
  • Haber değeri taşımayan şeylerin haber yapılmasında ısrar ederek,
  • İletişim kurmayı reddederek,
  • Planlanan etkinlik iptal edilerek,
  • Karar alınması gereken günde ortadan kaybolarak,
  • Gerekli bütçeyi sağlamayarak,
  • Olmadık yerlerde ve konularda tedarikçiyle pazarlık yapılması konusunda ısrar edilerek