Öğrenci, ev kadını ya da halkla ilişkiler profesyoneli, doktor, mühendis farketmez... Yaptığınız işin önemli bir bölümü aslında planlama olmalı. Uygulamaya geçmeden önce ne hedeflediğinizi, bu hedefe ulaşmanın yollarını kağıda dökmeseniz bile kafanızdan bir kez olsun geçirmeniz uygulamada çıkabilecek aksaklıkları bertaraf etme, uygulama sürecinin kolaylaşması, sonuçları değerlendirebilme açısından önemli.
"Bugün kek yapacağım" diyorsanız, malzemeleri kontrol edip, eksik malzemeleri almanızda fayda var örneğin. "Biz de biliyoruz bunu canım, bize ahkam kesmene gerek yok" mu diyorsunuz? Halkla ilişkiler uzmanı olarak çalıştığım yıllar bana o kadar basit, herkesin bildiği ve aslında planlamaya ayrılacak - bunu mutlaka kağıt üzerinde yapın ama- bir kaç saatle halledilebilecek pek çok konunun bu evre yeterince ciddiye alınmadığı ya da hiç yapılmadığı için krize dönüştüğünü gösterdi ki...
Hiç unutmuyorum, yeni inşa edilecek binamız için mimari yarışma düzenlendi. Sıra yarışma sonuçlarnın açıklanmasında ve ödüllerin verilmesinde. Genel müdürümüzle toplantı yapıyoruz. Sorularımız belli: Dereceye girenlere para ödülünün yanı sıra şilt ya da plaket verilecek mi? Ne büyüklükte bir etkinlik olmasını istiyoruz? Kimler davet edilecek? Basını çağıracak mıyız? Mekan, gün, saat, yeme içme düzeni gibi konuların cevapları da bu sorularda gizli. Alternatifleri sunuyoruz, A planının getirisini, B planınınkini anlatmaya çalışıyoruz.
Bu konuları hiç bir zaman yeterince önemsemeyen genel müdürün esas derdi işin maliyeti. Planlama toplantısını geçiştiriyor. Yapılan işin büyüklüğüne, önemine başta onun inancı yok demek ki. Etkinliğin boyutunu belirliyoruz, kendi aramızda, az masrafla, basın ya da protokol davet edilmeden yapılacak bir toplantıya karar veriyor ve takip eden 2-3 haftayı planlananların uygulamaya geçirilmesi ile geçiriyoruz. Etkinlik bir cuma günü, saat 18'de, kurumumuza ait bir mekanda ve yarışmacılar, jüri üyeleri ve kurum yönetiminin katılmasıyla gerçekleşecek.
O ne, Cuma öğlene doğru genel müdür kapımızdan içeri "neden basın çağırmadık" sorusu eşliğinde esip gürlüyor. Daha da beteri "arayın gelsinler" diyor. Şaka olmalı ama değil. Bir "planlama(ma)" kazası krize dönüşüyor. Neyse ikna etmeyi başarıyoruz. "Bu saatte basını davet etmek, zaten gelmeyin demek olur"a... Ama fırsatın kaçırılmasını engelleyemiyoruz.
iletişim, halkla ilişkiler, hedef kitle, şirket-müşteri ilişkileri, kurumsal yayın, basın ilişkileri konularında ondört yıllık tecrübe + yüksek lisans eğitimi sırasında pekişen bilgiler + merak, okuma ve gözlem tutkusunun tetikledikleri... hepsi burada, hepsi ve fazlası :-)
2 Ekim 2012 Salı
1 Ekim 2012 Pazartesi
Kurultayda basına ambargo konması ne demek?
Dün yapılan ve belki de tüm televizyon kanallarının canlı yayımladığı AK Parti Olağan Kurultayına Cumhuriyet, Aydınlık, Sözcü,
Evrensel, Birgün, Yeniçağ gazeteleri alınmadı. Sayın Arınç, kişisel olarak bu uygulamayı doğru bulmadığını ifade etmekle birlikte bu gazetelerin sürekli partilerini ve hükümeti eleştirmeleri hatta objektif habercilik anlayışından uzak durmaları nedeniyle adeta bu durumu tetiklediklerini ifade etti. "İsimleri geçen gazeteler dönüp kendilerine bakmalıdır." dedi.
(http://video.cnnturk.com/2012/haber/9/30/gazetelere-sansure-arinctan-yanit)
Sergilenen, bu gazetelerin basın mensuplarına haber atlatmak ya da özel söyleşi vermenin ötesinde bir tavırdır. "Bizden olmayanı, bizim istediğimiz doğrultuda yazıp çizmeyeni cezalandırma gücüne sahibiz" mesajıyla birlikte partinin "imajını" "itibarını" bahsi geçen gazeciler kurultaya gelselerdi yazacakları yazılardan daha çok zedelemiştir.
(http://video.cnnturk.com/2012/haber/9/30/gazetelere-sansure-arinctan-yanit)
Sergilenen, bu gazetelerin basın mensuplarına haber atlatmak ya da özel söyleşi vermenin ötesinde bir tavırdır. "Bizden olmayanı, bizim istediğimiz doğrultuda yazıp çizmeyeni cezalandırma gücüne sahibiz" mesajıyla birlikte partinin "imajını" "itibarını" bahsi geçen gazeciler kurultaya gelselerdi yazacakları yazılardan daha çok zedelemiştir.
Köprüyü Geçerken At Değiştirmek
Planlamayı Ciddiye Almazsanız Köprüyü Geçerken At Değiştirmek Zorunda Kalırsınız
ya da Tutarlılık ve Devamlılık İlkelerini Çöpe Atmayın!
Kurumsal bir dergi çıkarmaya karar verdiniz. İşe girişmeden önce kurumsal dergiye gerçekten ihtiyaç var mı konusunu ölçtüğünüzü düşünüyorum: Peki hedef kitleniz kim araştırdınız mı, tespit ettiniz mi? Bu dergi aracılığıyla vereceğiniz ana mesajlara karar verdiniz mi? Okunsun istiyorsunuz mutlaka, peki neler okunur düşündünüz mü? Röportajlar kimlerle yapılacak? Derginin yayın süresi ne olacak? Hangi aralıklarla yayımlanacak? Her ay? Üç ayda bir?
Dili ne olacak? Türkçe mi? Yabancı dillerin her hangi birinde mi? Çift ya da çok dilli mi? Tonu ne olacak yazıların? İçeriği kim sağlayacak? İçerik sağlayıcılardan beklenti ne? Yazıları kim son haline getirecek? Hangi yazım kılavuzunu baz alacaksınız düzeltme yaparken?
Dergi görsellerinin özellikleri ya da kapak tasarımında kullanılacak temel unsurlar ne olacak?
İlan alacak mısınız? Herkesten mi? Arka kapağada mı? Kaç tane? Kaç para alacaksınız ilanlardan? Kaç sayfa olacak derginiz? Dergi dediğin kaç sayfa olmalı ki?
Vereceğiniz mesajla ve hedef kitleyle uyumlu isim, boyut, renk, görsellik, tasarım konularına karar vermeden önce çok iyi planlama yapın. Planlama sürecine gerekli herkesi dahil edin. Böyle olursa ne olur, şöyle yaparsak ne olur konusunda iyi düşünün. Düşünüp planlamanızı yapmadan harakete geçmeyin. Gerekirse dergi yayın hayatına bir ay sonra girer.
Ama planlamanızı iyi yapmazsanız başınıza geleceği söyleyeyim... İlk sayıdan sonra derginin ismini değiştirir, içeriği revize eder, diliyle ve tonuyla oynamak zorunda kalırsınız. İlk tasarım yeni içeriğe uymadığından tasarımda da değişikliğe gitmişsiniz bir bakmışsınız...Eee, kurumsaldı dergi hani? Kurumunuzla ilgili mesajlar vermeyi amaçlamıştınız... Ne mesaj vermiş oldunuz kitlenize?
30 Eylül 2012 Pazar
Parantez Karşıtı mısınız? Antiparantez nereden çıktı o zaman?
Cuma dersteyiz. Haftanın son günü, akşamın bir saati, herkes yorgun aslında ama ders keyifli; konu ilginç, hoca enerjik... Bir ilaç fırmasında yönetici pozisyonunda çalışan, 20'li yaşlarının sonlarında duran genç kızımız, ağzını açıyor ve "antiparantez" kelimesi duyuluyor.
"Parantez içinde" anlamına gelen antrparantezin yanlış telaffuz edilmesi vakası ile karşı karşıyayız...
Eşortman, kareografi, dekarasyon, promasyon, dinazor...
Özellikle de yabancı dilden dilimize geçmiş kelimelerde sıkça karşılaştığımız bir durum.
Okumayan ve yazmayan bir toplum oluşumuzun bir kanıtı adeta. Biraz okusak doğru yazılışlarını göreceğiz... Yazsak - ama gerçekten yazsak - sözlük, yazım kılavuzu kullanacak, öğreneceğiz.
"Parantez içinde" anlamına gelen antrparantezin yanlış telaffuz edilmesi vakası ile karşı karşıyayız...
Eşortman, kareografi, dekarasyon, promasyon, dinazor...
Özellikle de yabancı dilden dilimize geçmiş kelimelerde sıkça karşılaştığımız bir durum.
Okumayan ve yazmayan bir toplum oluşumuzun bir kanıtı adeta. Biraz okusak doğru yazılışlarını göreceğiz... Yazsak - ama gerçekten yazsak - sözlük, yazım kılavuzu kullanacak, öğreneceğiz.
29 Eylül 2012 Cumartesi
Çalışan Sadakati
Yaptığınız işe, ürettiğiniz ürüne, sunduğunuz hizmete en çok inanan çalışanlarınız olmalı. Arçelik servisinde çalışan size "abla Bosch kullan", Pegasus bilet satıcısı "THY ile uçsanız sizin için daha iyi olur" dese ya da Toyota yöneticisinin altında BMW marka araba görseniz ne olur? Nestlé fabrikasında çalışan arkadaşınız size Ülker çikolata ikram etse?
Müşteri sadakatinden önce çalışan sadakati yaratmak zorundasınız. Okulları olan bir şirket, yönetici pozisyonundaki bir çalışanı "ben oğlumu bizim okula asla göndermem" diye dolaşsa, bunu dışarda da değil sadece şirket içinde sesli dile getirse onunla çalışmaya devam eder mi? İki kere bile düşünmeye gerek yok derim size...
Çalıştığı şirketin sunduğu hizmete, ürettiği ürüne inancı olmayan kişilerle çalışmayın. Ama daha öncesinde bu inancı geliştirmek için ne yapmak gerektiğini düşünün, planlayın, uygulamaya koyun.
Müşteri sadakatinden önce çalışan sadakati yaratmak zorundasınız. Okulları olan bir şirket, yönetici pozisyonundaki bir çalışanı "ben oğlumu bizim okula asla göndermem" diye dolaşsa, bunu dışarda da değil sadece şirket içinde sesli dile getirse onunla çalışmaya devam eder mi? İki kere bile düşünmeye gerek yok derim size...
Çalıştığı şirketin sunduğu hizmete, ürettiği ürüne inancı olmayan kişilerle çalışmayın. Ama daha öncesinde bu inancı geliştirmek için ne yapmak gerektiğini düşünün, planlayın, uygulamaya koyun.
28 Eylül 2012 Cuma
İnsan Kaynaklarını İnsan Kıymetlerine Dönüştürmek
Ne diyor Ali Saydam, Vazgeçmek Özgürlüktür* kitabında?
"Sadakat-Performans-Motivasyon" üçgeninin işe yaramadığının çoktan keşfedildiğini, artık "Entelektüel katma değer-Katılım ve Kararlılık-Etkililik" üçgeninin inşa edilmesi gereğini belirtiyor. Bunun "çalışanlarımıza iftar yemeği verelim", "tavla turnuvası düzenleyelim", "pikniğe gidelim" gibi yaratıcılıktan uzak ve ölçümlemelere göre çok da işe yaramayan etkinliklerle sağlanamacağını da söylüyor.
Açık ofis düzeni, açık kapı politikası, açık iletişim kanalları, düzenli bülten çalışmaları işin sadece başlangıcıdır derken çalışanların değişim konusunda katılım ve kararlılığını artırmak, çalışanların iş süreçlerinde entelektüel katma değer üretmesini sağlamak, çalışanların etkililiğini artırmak için yenilikçi yaklaşımlardan bahsediyor.
Ali Saydam'ca demode kabul edilen "Sadakat-Performans-Motivasyon" üçgeninden bihaber ya da haberdersa bile uygulamaktan uzak, "ben bilirim ve ben yaptım oldu"cu idarecilerin yönettiği pek çok kurumun daha 40 fırın ekmek yemesi gerektiğini düşünmeden edemiyor insan...
*Türkiye'de İletişimin El Kitabı: Vazgeçmek Özgürlüktür, Remzi Kitabevi, 2011
Şirket içi iletişimin kurumsal iletişimde en hayati yeri olduğunu hatırlatırken, iç iletişimde "kıymet" yaklaşımına uygun strateji geliştirmenin, uygulama planları yapmanın ve ölçümlemelerin önemine vurgu yapıyor, Ali Saydam."İnsan para, zaman, enerji, yeraltı zenginlikleri gibi kaynak değildir... Kullanıldığı zaman tükenmez."
"Sadakat-Performans-Motivasyon" üçgeninin işe yaramadığının çoktan keşfedildiğini, artık "Entelektüel katma değer-Katılım ve Kararlılık-Etkililik" üçgeninin inşa edilmesi gereğini belirtiyor. Bunun "çalışanlarımıza iftar yemeği verelim", "tavla turnuvası düzenleyelim", "pikniğe gidelim" gibi yaratıcılıktan uzak ve ölçümlemelere göre çok da işe yaramayan etkinliklerle sağlanamacağını da söylüyor.
Açık ofis düzeni, açık kapı politikası, açık iletişim kanalları, düzenli bülten çalışmaları işin sadece başlangıcıdır derken çalışanların değişim konusunda katılım ve kararlılığını artırmak, çalışanların iş süreçlerinde entelektüel katma değer üretmesini sağlamak, çalışanların etkililiğini artırmak için yenilikçi yaklaşımlardan bahsediyor.
Ali Saydam'ca demode kabul edilen "Sadakat-Performans-Motivasyon" üçgeninden bihaber ya da haberdersa bile uygulamaktan uzak, "ben bilirim ve ben yaptım oldu"cu idarecilerin yönettiği pek çok kurumun daha 40 fırın ekmek yemesi gerektiğini düşünmeden edemiyor insan...
*Türkiye'de İletişimin El Kitabı: Vazgeçmek Özgürlüktür, Remzi Kitabevi, 2011
25 Eylül 2012 Salı
Faklı Fikirlerden Korkmayın; Fikirlerin Çatışmasıdır Değişimi, Gelişimi Getiren
Halkla ilişkiler profesyonelinin özellikle farklı fikirleri ortaya getiebilmesi, kurumun güçlü olduğu kadar zayıf yönlerini de görmesi ve göstermesi; olası kriz senaryolarını ortaya koyabilmesi gerekir. Çatışmadan, farklı olmaktan, yöneticinizle ihtilafa düşmekten korkarak en iyi sonuca ulaşmanız mümkün değildir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

