3 Eylül 2012 Pazartesi

İş Güç

Gerilla pazarlaması tanımını ilk yapıp, bu pazarlama metoduna isim babalığı yapan Jay Conrad Levinson'un karısı Jeannie ile birlikte yazdığı Guerilla Marketing Remix: The Best of Guerilla Marketing kitabını okuyorum. -araya bir not girmek gerekirse, tatilleri belki en çok bu yüzden seviyorum: okumaya zaman ayırabildiğim için. 15 gün boyunca Seth Godin'in Tribes: We Need You to Lead Us ve Meatball Sundae: Is Your Marketing Out of Sync? kitaplari ile, Arman Kırım'dan, RIP, Bana Bi Akıl Ver Hocam'ı, Harry Beckwith'ten de What Clients Love: A Field Guide to Growing Your Business kitaplarını bitirdim, şimdi de elimde yanda kapak fotoğrafı gözüken kitap var. -
Jay, pazarlama iletişiminin - aslında bence "iletisim" alarının her birinin, ki buna özel hayat ve özel ilişkiler de dahil- altın kuralları arasına, Türkçe'ye bir türlü tam çeviremediğim - bağlılık, sadakat, taahhüt gibi karşılıkları olmasına rağmen- kafamda devam etme kararlılığı olarak anlamlandırdığım COMMITMENT'i koyuyor.

Pazarlama işinde en pahalıya mal olan şeylerden birinin uygulamaya sokulan fikrin yeterli olgunluğa ulaşmadan öldürülmesi olduğunu da belirten Jay, Leo Burnett'in yaratıcılığını yaptığı ünlü Marlboro kampanyasına değiniyor (s. 38-41).

1950'lerin başında satışları 31. sırada olan ve "kadın" sigarası olarak algılanan Marlboro'nun yaklaşık 45 yıl devam eden kampanyasının- Marlboro Country kampanyası- nasıl başladığını anlatan Jay, "Aradan bir yıl geçtikten sonra marka hala 31. sıradaydı, yapılan araştırmalar markanin hala kadınsı algılandığını gösteriyordu. ... Marlboro kampanyasının gerçek kahramanı, birinci günden itibaren kampanyaya sahip çıkan ve pazarlamanın anında sonuç vermediğini bizlere de hatırlatan Philip Morris yönetim kurulu başkanı Joseph Cullman, IV'dir." diyor.

Düşünsenize, birinci yılın sonunda patron "satışlar artmadı, algıda da bir değişiklik yok, yani bu kampanya bir işe yaramıyor, değiştirin" de diyebilirdi... Marlboro bu çok güçlü kampanyayi çöpe atabilirdi... Sigara için ya da içmeyin, popüler ortak bilincimizin bir parçası haline gelen bu kampanya hiç olmayabilirdi. (Amaan, olmayıvereydi canım da diyebilirsiniz tabi.)

26 Ağustos 2012 Pazar

Life

We've been in the States for over a week now. Our first destination was Orlando, FL. We stayed in  Fairfield Inn and Suits Orlando at Sea World (http://www.marriott.com/hotels/travel/mcofw-fairfield-inn-and-suites-orlando-at-seaworld/) which we truly enjoyed and are happy to recommend it to anyone who might plan a visit to Orlando. It was cheap, included breakfast, had great service, and free shuttle to Aquatica and the Sea World, including a nice pool where you could chill out and enjoy your day.

Then we moved out to Hilton Vacation Club on International Drive Orlando, to meet with the family. Ali Keskiner, my dad's cousin arranged the location and was our generous host for the next  two days. It was great to be with cousins, uncles, aunts, nephews etc. Selin Keskiner Mamaci and her lovely husband Gokhan took Ceren, my daughter to the Magic Kingdom together with their son Doruk.

On August 22, 2012 we flew from orlando first to Charlotte, NC to catch our flight to New Bern to meet with the other side of the family: Jim and Barbara Richardson, and Becky Converse...
Since then we've been relaxing, while everybody reads her book (literally everybody has a book to read and we are doing it with great appetite... Speaking of  appetite we eat with a big one too. Will we be returning to Turkey with a few pounds heavier? Not happy to say this but: For sure!

7 Ağustos 2012 Salı

Hayat

hayatla 45 yıllık ilişkinin kutlanması ve kutsanması
Muhteşem bir haftasonunun ardından İstanbul'dayım. Lise arkadaşlarımla dolu dolu bir üç gün yaşadım Çeşme'de... Acılar, mutluluklar, başarılar, düşüşler yaşamışız her birimiz. Hastalıklar geçirmişiz, büyük aşk sancıları yaşamışız, boşanma acılarını sinemize çekmişiz, böğüre böğüre ağladığımız günler olmuş, işlerimizi kaybetmişiz, sevdiklerimizi, ebeveynlerimizi... paralar yitirmişiz, evler, arabalar gitmiş... Hayatla 45 yıllık beraberliğimiz sürüyor (Allaa şükür). Birbirini 1978'den beri tanıyan 11'inden 18'ine birlikte büyüyen, ardındabn birlikte yürümeye devam eden 53 kadın - 53 tanrıça ya da 53 cadı :-) - Ege sahilinde dolunayda "ayindeydik"... Çok içtik, çok yedik, çok güldük, güneş ve deniz ve en çok da beraber olma halimiz ruhumuzu arındırdı, sağalttı... 

26 Temmuz 2012 Perşembe

Kurumsal İletişiciyi Delirtme Yolları


Kurumsal İletişimci Nasıl Delirtilir?


  • Gerekli bilgiye erişimi engellenerek,
  • Yönetimsel kararlara ve planlamalara dahil edilmeyerek,
  • Yapılan planlar son dakikada bozularak,
  • Plansız davranarak,
  • "Bunu bir de bir Türkçe öğretmeni görsün"  ya da "logoyu biraz daha mı büyük kullansaydık" gibi şeyler söylenerek,
  • Kurumsal görsel kimlik kılavuzuna rağmen "Ben logonun böyle kullanılmasını beğenmiyorum" gibi yorumlar yaparak,
  • Haber değeri taşımayan şeylerin haber yapılmasında ısrar ederek,
  • İletişim kurmayı reddederek,
  • Planlanan etkinlik iptal edilerek,
  • Karar alınması gereken günde ortadan kaybolarak,
  • Gerekli bütçeyi sağlamayarak,
  • Olmadık yerlerde ve konularda tedarikçiyle pazarlık yapılması konusunda ısrar edilerek




17 Temmuz 2012 Salı

Hayat



Babamla hep gurur duydum, ölümünden sonra çıkan böylesi yazılar sadece benim değil pek çoğunun onunla gururlandığının kanıtı oldu. Ünal Ersözlü'nün Sabah Ege'de yayımlanan bu yazısı gibi...:

Hayat notları: Ölüm ikindisi

Yaz aniden gelecek gibi; ama bazen insan ömürlerinde hüzünlü sonbahar mevsimine giriyoruz sanki. Birer birer dökülüveriyor ömürler, sonbaharda sararan kızarmış kuruyan yapraklar gibi.
Ölüm haberleri veriyor kuşluk vakti kalbimize düşen telefon sesleri.
İşte son olarak Zafer Keskiner'in ölümü. Kalbimi burktu, tam ortasından.
Salihli'nin eski belediye başkanı; zarif adam, sahici 'ilerici', hakiki demokrat, güzel insan.

***
Uzun yıllar önce, Ege'nin şirin kasabasında, bugünlere kesintisiz ulaşacak, Türkiye'nin en eski, en uzun soluklu sanat etkinliğini başlatmıştı sevgili Zafer Keskiner.
Adı çarpıcı, kendi güzel, Salihli Şiir İkindileri'ni. Tam 27 yıldır süren Salihli Şiir İkindileri; artık yoluna biraz "yetim" devam edecek. Çünkü kendisini başlatan adamı, sevgili Zafer Keskiner'i yitirdi. Adına 'hayat' denilen yolculuk; ne anlamlı, bazen ne de çok şiirsel.
  http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ersozlu/2012/05/06/hayat-notlari-olum-ikindisi

İş Güç


Nedense "yaratıcılık" denince aklımıza Picasso, VanGogh gibi büyük sanatçılar, Beethoven, Mozart gibi müzisyenler, Edison gibi mucitler, ya da sayısız yazar şair geliyor.

Yaratıcılık, olmayan birşeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir.
Doğuştan geşlen bir yetenek olduğu kabul edilse de aslında herkesin öğrenebileceği, geliştirebileceği kesindir. Yemeğe farklı bir baharat katan ev kadını, matematik problemini farklı yoldan çözen öğrenci, müşteri ilişkilerine farklılık getiren çalışan yaratıcılığını kullanmaktadır aslında. 

Eğitim sistemi, aile yapısı, çocuğun yetiştirilme biçimi yaratıcılığı besler ya da köreltir.

Ya iş ortamı? Yenilikleri takip etmek, hatta üretmek, yeni bilgiye ve tüketicinin yeni alışkanlıklarına, düşünme ve davranış biçimine adapte olabilmek piyasada kalmanın, güçlü olmanın en önemli yolu. Kurum çalışanlarının ezberlenen, rutinleşen tepkisel yaklaşımları kırmalarının yolu yaratıcıklarını kullanmalarını sağlamaktan geçer. Kurum kültüründe yaratıcılığın yer almasını sağlamanın yolu da yaratıcılığa verilen değerin öncelikle kurum misyonuna yazılması sonra iç iletişimde yaratıcılığa verilen önemin vurgulanmasından...

Farklılıkları kucaklamak, işverenin ve yöneticilerin kendileri rahat hissettikleri ve düşünce ve davranış modelleriyle kendilerine benzeyen (ya da her söylediklerini kabul eden) çalışanlar yerine farklı eğitimlerden gelen, farklı deneyimlere sahip, farklı düşünen kişilerle çalışabilmeleri iş yerinde yaratıcılı besleyen kaynakları başında gelir. 

Çalışandan yaratıcı olmasını beklemek, bu beklentinin karşılanmasını sağlar. Çalışanlar "patronlarının" beklenti seviyelerine çıkar ya da inerler... Çalışan hata yapabilme özgürlüğünü hissetmelidir. Yeni bir şey deniyen çalışan cezalandırılmayacağını bilmelidir.







16 Temmuz 2012 Pazartesi

İş Güç

Şirketin, kurumun ürün ve hizmetini kime sunduğunu mutlaka bilmesi gerekir. Hedef kitleyi tanımak için de büyük paralar gerekmeyebilir aslında.


  • Güncel yayınları takip edin, özellikle de sizin asla okumayacaklarınızı. Bu yaınlarda sektörünüze özel, has bilgiyi tabii ki arayın, ama işinizi etkileyecek genel eğilimleri yakalayabileceğiniz tüyoları da bulabileceğinizi unutmayın.
  • Sektörünüzle ilgili blogları, haber gruplarını izleyin. İşinizi ve müşterilerinizin davranışını  biçimlendiren güçleri buralarda bulabilirsiniz. 
  • En çok izlenen 10 televizyon programını izleyin, en çok gişe yapan 10 filmi seyredin. Dilin kullanımından modaya müşteri davranışını şekillendiren şeylerden biri de onlar.
  • Yılda en az 150 müşterinizle  neler satın aldıkları, bu alışverişi neden yaptıkları konusunda sohbet etmeyi hedefleyin.
  • Bazı potansiyel müşterilerinizle mümkünse informel ortamlarda bir araya gelin, neler düşündüklerini, hangi koşullarda hangi ürün/hizmetleri tüketmeyi tercih ettiklerini öğrenin.
  • Hayatınızdaki zeki insanlarla konuşun. Sizin o ana kadar düşünmediğiniz konularda zihninizi açabilir; size yeni bir yaklaşım sunabilirler.
  • Çocuklarla konuşun.